Anneler Günü kapıda! AYNI GÜN KARGO & alışverişinle artan kupon fırsatlarıyla ona en özel hediyeyi seç.
hipicon

HIPPEOPLE: İBRAHİM ÇİÇEK

Etrafındaki her şeyden - ihtimaller, yarım kalan aşklar, siyaha boyanmış duvarlar, hayalperestler, dostlar - ilham alabilen yönetmen İbrahim Çiçek ile biraz tiyatro ve yaratmaktan biraz  da evdeki günlük rutinler hakkında konuştuk.

Son zamanlarda hepimizi derinden etkileyen Yutmak, Kilology, Kalp, Kızlar ve Oğlanlar, Evlat gibi oyunların yönetmeni İbrahim Çiçek ile keyifli sohbetimize siz de katılın.

 

 

Uyandığında aklına gelen ilk düşünce nedir?

Aslında tam da düşüncelerimin yön değiştirdiği bir zamanındayım hayatımın. Bu sürecin hemen öncesinde her şeyin anlamını kaybetmeye başladığı ve kocaman bir boşluğun içimde var olmaya başladığı bir ay geçirdim. Sonrasında salgın kapımızı çaldı ve sanki ona hazırlanmışım gibi hissettim. Gafil avlanma yoktu yani. Şu an salgın sabahlarına uyandığımda bir kısmını istediğim ama büyük bir kısmını kendime dayattığım sorumluluklardan arındığımdan olsa gerek düşünceleri günün ilerleyen saatlerinde kendi yavaşlığıma bırakıyorum. Ama aklıma ilk gelen şeyleri söyleyebilirim: kedim Katya’yı öpmek, kahve içmek ve güneşe bakmak…

 

 

İlhamların neler?

Katya, Hira, Cem, Güven Murat, Sam Mendes, Leyla Erbil, Cigarettes After Sex, İpek Bilgin, Paul Thomas Anderson, Lale Müldür, Claude Monet, Radiohead, Pavolar grubu, Sezen Aksu, Paolo Nutini, rengi olan her şey, yolları zor mutlu eden denizler, ağaç evler, düzinelerce tutulmuş eski notlar, söylenmemiş sözler, bilmediğin şehirlerde kaybolmak, ihtimaller, yarım kalan aşklar, siyaha boyanmış duvarlar, hayalperestler, kayıp geceler, dostlar, HIV+ bir izleyicinin Kalp oyunu sonrası koltuğa bıraktığı teşekkür mektubu.

 

 

 

Türkiye’de genç bir sanatçı olmak üzerine neler söyleyebilirsin?

Bu soru benim hep kendi kendime evde provasını yaptığım bir topluluğa konuşma anının temasını oluşturuyor. Türkiye’de usta-çırak ilişkisi çok yanlış tanımlanmış durumda. Mesela bir futbolcunun veya atletizmle uğraşan insanın en verimli yaşı olabiliyorken sanatçı için yaş almak şart koşuluyor. Genel olarak deneyimin çok önemli olduğunu yadsımıyorum ama Yutmak’ı yönettiğimde 24 yaşındaydım ve zannediyorum ki başka bir ülkede baş tacı edilirdim… ama burada 24 yaşımda böyle bir başarı elde etmemin desteklenmesi ve devamı için motive edilmem gerekirken oldukça sert davranışlara maruz kaldım. Süreç ilerledikçe maalesef eleştiri sisteminin yıkıp geçmekle eş olduğu bir ülkede olduğumu anlayıp her an sevdiğim işi yaptığımı kendime hatırlatıp duymamaya başladım… Evet, ne yazık ki duymamakla, katılaşmakla kendini ayakta tutabiliyorsun. Xavier Dolan’ın ilk filmi çıktığında yere göğe sığdıramayan insanlar bu ülkede de birilerinin benzer yaşlarda yaptığı üretimine aynı sempatiyle yaklaşabilir olması gerektiğini düşünüyorum.

 

Oyun keşfi nasıl oluyor, metinlerle nasıl bir bağ kuruyorsun?

Oyunlarımı ilk Hira (Tekindor) okudu hep. Hem fikirlerine hem de uğuruna inanıyorum çünkü. O okuduktan sonra yaptığımız FaceTime’daki yükselmeye göre kararımı veriyorum. Anlatmak istediğim hikayelere uygun olarak ilk okuduğumda bunu yapmazsam kendimi mutsuz hissederim dediğim oyunları yaptım. Bugüne kadar da şanslı ilerledi süreç.

Genelde bir karakter üzerinden bağlanıyorum oyunlara. Bu da aslında o an hayatta olduğum veya tam karşısında durduğum karakter oluyor. İlk okuduğum andan oyunun oynadığı son güne kadar kendimle hesaplaştığım bir süreç ve dürüst olmak gerekirse bu öğrenme/kabul süreci benim için çok sancılı oluyor. Ama yine de içimde bu savaşı başlatmayan bir oyun yapamam.

 

İstanbul’da yaşıyor olman çalışmalarına nasıl etkiliyor? 

İstanbul’da yaşamanın hayatta kalma refleksini geliştirdiği aşikar. Kocaman bir kaos bu şehir.

Hikaye anlatıcılığı yapıyorum, insanları anlamaya çalışıyorum ve sürekli kulağına yeni hikayeler üfleyen bir şehirdesin, bu anlamda sonsuz besleyici.

 

 

İnsanlarla birebir çalışıyorsun, iletişim oldukçönemli bir yerde işinde. Bu iletişim sürecinde seni zorlayan şeyler oluyor mu?

Oyuncu-yönetmen ilişkisinde bilerek hakkını vermediğim bir ilişki olmadı. Aksine karşılıklı çok çalışıp çok çabaladığım bir sürü hikayem var. “Gerçek” peşinde koşarken kibarlığa pek yer kalmıyor. Bu nedenle zaman zaman çatışmalar oluyor ama bir tek amaç var o da; iyi olmak. Bu amaca ulaştığında da o zorluklar güzel hikayeye dönüşüyor.

 

Oyunlarından seni etkileyen bir repliği paylaşır mısın?

 Birkaç tane var ve ayıramadım onları:

 “Yıldızlara bakıyorum, çok uzaktalar.” Killology

 “Birini olmak istemediği bir şeye dönüştüremezsin…” Kalp

 “Biliyorum çünkü böyle bir acı yaşayıp, hala nefes almaya devam ediyor olmak, dünyadaki en büyük kahramanlıklardan biri.” Kızlar ve Oğlanlar

 “Ama bak işte buradayım, senin yanında ve diyorum ki “Benim için çok önemlisin.” Ve olsun, yani eğer sen bunu yapamıyorsan.. yapmıyorsan... anlıyorum gerçekten.” Yutmak

 “Ben size ne yaptım?” Evlat

 

 

Kesinlikle sahneye koymak istediğin bir oyun var mı aklında şu an?

Duncan Macmillan’ın İnsanlar Mekanlar ve Şeyler oyununu koymak istiyorum önümüzdeki sezon.

 

Evde kaldığın bu sürede kendine dair keşiflerin oldu mu?

Kendime daha insaflı davranıp yapacaklarımla kafayı bozmaktansa birazcık yaptıklarımın keyfini çıkarmam gerektiği notunu bırakıyorum bu soru vasıtasıyla. Çünkü anı yeterince değerlendirmeyip gelecekle çok ilgilendiğimi farkettim bu süreçte.

 

 

Evde geçirdiğimiz bu kaotik günler için bir önerin var mı? 

Korku-panik duygusu ve komplo teorilerinin insan bağışıklığı üzerindeki etkilerini biliyoruz. Bu nedenle mümkün olduğunca bir yerlerden gelen aslı astarı olmayan yazılar/ses kayıtlarından uzak durmaya çalışsın herkes… belki bu zamanlar bize kendi hayatlarımızla mutlu olmayı öğretir. 

En çok önermek istediğim şey sanırım 1 ay boyunca kimseyi eleştirmeden vakit geçirmeye çalışmak, eminim çok iyi hissettirecek.

 

 

hipicon’dan 5 hip ürünün neler?

Saken Cam Tasarım | Yoyo Yan Sehpa

3rd Culture | Okavango Koltuk

Güneş Deniz | Yuri Gagarin Broş

Lily’s Candles | Bergamut Vanilya Mermer Doğal Mum

Pet-ture | Terrace Kedi Evi

Search